Bu yazının Türkçesini bültenin altında bulabilirsiniz

Liebe Freundinnen und Freunde,
Präsident Erdoğan hatte das Jahr 2025 zum „Jahr der Familie“ erklärt. Wann immer er damals auf junge Menschen traf, riet er ihnen zu heiraten, und warb für „mindestens drei Kinder“. Seit geraumer Zeit fördert die Regierung einerseits die Familie, andererseits bestraft sie andere Lebensweisen. In letzter Zeit wird die Luft dünner.
Erst kürzlich verurteilte ein Gericht die Mitglieder der Gruppe „Manifest“, sechs junge Frauen, wegen „unanständiger Bewegungen auf der Bühne“ zu Haftstrafen. Ihr Manager sitzt immer noch im Gefängnis…Weil die Fotokünstlerin Bennu Gerede in einer YouTube-Sendung über ihre Vibrator-Halskette sprach, zitierte man sie um Mitternacht zur Vernehmung, Vorwurf: „Obszönität“.
In einem Musikvideo des Sängers Mabel Matiz missfiel der Staatsanwaltschaft eine Hochzeitsszene, in der sich der Bräutigam und ein Mann in die Augen schauen, und sie leitete Ermittlungen ein. Bei der Vernehmung fragte man den Sänger: „Warum schauen sich diese beiden Männer so intensiv an?“ Genauso wie man den Komiker Deniz Göktaş fragte: „Was meinst du damit, wenn du Erdoğan einen Diktator nennst?“ Göktaş sitzt seit rund zwei Monaten im Gefängnis…
Die Journalistin Tuğba Tekerek schrieb über die LGBTI+-Bewegung in Georgien und kam dafür in Haft. Auch die Verantwortlichen der Zeitschrift „Kaos GL“, die den Artikel veröffentlichte, sitzen wegen „obszöner Veröffentlichungen“ im Gefängnis. Der Chefredakteur von „Kaos“ erklärte, der Vorwurf der Obszönität gehe auf ein Foto zurück, auf dem zwei Fußballspieler ein Tor in der englischen Liga mit einem Kuss auf den Mund feiern. Solche Beispiele häufen sich zunehmend.
Die Polizeirazzien gegen LGBTI+-Organisationen und Einzelpersonen, die am vergangenen Wochenende gleichzeitig in 15 Städten begann, muss man in diesem Zusammenhang betrachten. Rund 100 Menschen kamen in Haft. Vereine, Zeitschriften, Lokale, Websites und Social-Media-Konten machte die Polizei dicht, und gegen die Protestierenden ging sie hart vor. Der Justizminister gab der Aktion den Namen „Meine Familie – in Sicherheit“.
Dabei sind die in den Familien keineswegs so sicher. Im vergangenen Jahr töteten Männer 391 Frauen, zwei Drittel davon in den eigenen vier Wänden. Häusliche Gewalt ist eine der blutenden Wunden dieses Landes… Die Armut drückt die Heirats- und Geburtenraten; die Scheidungszahlen liegen über dem europäischen Durchschnitt… LGBTI+-Personen zu bestrafen verhindert weder Armut noch Gewalt, und sicherer wird die Familie davon auch nicht. Erst letzte Woche prügelten in Osmaniye ein Mann und drei seiner Verwandten die 20- jährige schwangere Ehefrau zu Tode. Ist diese Grausamkeit nicht sehr viel „gefährlicher“ als zwei Fußballspieler in der englischen Liga, die sich auf den Mund küssen?
IN EIGENER SACHE:
Vor genau zehn Jahren, am Donnerstag, dem 1. September 2016, kam ich nach Berlin und begann im Exil ein neues Leben. Geplant war diese Auswanderung nicht. Ich war im Urlaub, da putschte in meinem Land das Militär, das Recht verschwand, Hinrichtungslisten tauchten auf, und die Verfahren gegen mich brachten mir eine erneute Verhaftung in Aussicht.
Meine Anwälte und meine Familie rieten mir, „eine Weile in Europa zu bleiben, bis sich die Lage beruhigt“. Mein Buch aus dem Gefängnis erschien genau in jener Woche auf Deutsch. Von der ZEIT bekam ich das Angebot, regelmäßig zu schreiben. Mit ARTE wurden wir uns über einen Dokumentarfilm einig. Reporter ohne Grenzen und PEN und das KulturForum sicherten mir Unterstützung für die erste Zeit zu. Und David Schraven, den ich bei einer Preisverleihung kennenlernte, sagte mir, ich könne meinen Journalismus im Exil mit einem Medium fortsetzen, das wir bei CORRECTIV aufbauen.
Beruflich schien Deutschland also der geeignetste Ort. Am Montagmorgen, dem 26. September 2016, trat ich bei CORRECTIV an und krempelte die Ärmel hoch für #ÖZGÜRÜZ, eine Initiative, die wir bis heute weiterführen. In diesen zehn Jahren gründeten wir ein Radio, arbeiteten an Tausenden Sendungen, gaben Zeitschriften und Bücher heraus, eröffneten Ausstellungen, produzierten Dokumentarfilme. Wir versuchten, dass unsere Stimme sowohl in der Türkei als auch in Deutschland gehört wird.
Seit zehn Jahren „beruhigt sich die Lage“ in der Türkei noch immer nicht, aber dank all dieser Einrichtungen konnte ich meinen Beruf weiter ausüben, den man in meinem eigenen Land in die Zange nimmt. Allen, die mir die ersten Türen öffneten, bin ich dankbar, allen voran dem CORRECTIV.
Ich wünsche Ihnen allen eine gute Woche.

Sevgili dostlar,
Cumhurbaşkanı Erdoğan 2025’i “Aile yılı” ilan etmişti. Gençlerle ne zaman buluşsa evlenmelerini tavsiye ediyor ve “en az üç çocuk” kampanyası yürütüyordu. Uzunca bir süredir iktidar bir yandan aileyi teşvik ederken, öte yandan farklı yaşam tarzlarını cezalandırıyor. Son dönemde, bu konuda kıskaç daraltıldı. Daha geçenlerde, altı genç kadından oluşan Manifest grubunun üyelerine, “sahnede hayasızca hareketler yaptıkları” suçlamasıyla hapis cezası verildi. Menajerleri hala hapiste…
Fotoğraf sanatçısı Bennu Gerede, YouTube’daki bir programda, boynunda taşıdığı vibratör kolyeyi anlattığı için „müstehcenlik“ iddiasıyla geceyarısı ifadeye çağrıldı.
Savcılık, şarkıcı Mabel Matiz’in bir klibindeki düğün sahnesinde, damatla bir erkeğin bakışmasını beğenmeyip soruşturma başlattı. Sorguda şarkıcıya “o iki erkek neden birbirine öyle yoğun bakıyor” diye soruldu. Tıpkı komedyen Deniz Göktaş’a “Erdoğan için diktatör derken ne kastettin” diye sordukları gibi… Göktaş, yaklaşık iki aydır hapiste…
Gazeteci Tuğba Tekerek, Gürcistan’daki LGBTİ+ hareketine dair yazdığı yazı nedeniyle tutuklandı. Yazıyı yayınlayan Kaos GL dergisinin yöneticileri de “müstehcen yayın yaptıkları” suçlamasıyla hapsedildi. Kaos’un yayın yönetmeni, müstehcenlikle suçlamasının, İngiliz ligi’nde atılan bir golü dudaktan öpüşerek kutlayan iki futbolcunun fotoğrafından kaynaklandığını söyledi. Bu tür örnekler giderek çoğalıyor.
Geçen haftasonu LGBTi + kurum ve bireylere karşı 15 kentte birden başlatılan polis operasyonunu, bu çerçevede değerlendirmek gerek. Operasyonda yaklaşık 100 kişi tutuklandı. Dernekler, dergiler, eğlence yerleri, internet siteleri, sosyal medya hesapları kapatıldı. Protesto edenlere, polis sert müdahale etti. Adalet Bakanı, operasyonun adını “Ailem Güvende” olarak açıkladı.
Oysa ailedekiler pek de güvende değil: Geçen yıl 391 kadın erkeklerce öldürüldü; bunların üçte ikisi evlerindeydi. Aile içi şiddet, ülkenin kanayan yaralarından biri… Yoksulluk, evlilik ve çocuk yapma oranlarını düşürürken, boşanma istatistikleri Avrupa ortalamasının üstünde… LGBTİ+’ları cezalandırmak, yoksulluğu ya da şiddeti önlemediği gibi, aileyi de güvenceye almıyor. Daha geçen hafta Osmaniye’de 20 yaşındaki hamile bir kadın, eşi ve eşinin üç akrabası tarafından dövülerek öldürüldü. Bu vahşet, İngiliz liginde iki futbolcunun dudaktan öpüşmesinden çok daha “tehlikeli” değil mi?
BİZDEN HABERLER:
Tam 10 yıl önce, 1 Eylül 2016 Perşembe günü Berlin’e gelmiş ve sürgünde yeni bir hayata başlamıştım. Planlı bir göç değildi bu; ben tatildeyken ülkemde darbe olmuştu, hukuk ortadan kalkmıştı, infaz listeleri ortaya çıkmıştı ve hakkımdaki davalar nedeniyle yeniden tutuklanmam gündeme gelmişti.
Avukatlarım ve ailem, “ortalık yatışana dek, bir süre Avrupa’da kalmamı” tavsiye etmişti. Hapishanede yazdığım kitap, Almancada tam o hafta çıkmıştı. Die Zeit’tan düzenli yazmam için teklif almıştım. ARTE ile bir belgesel için anlaşmıştık. Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, PEN ve TürkiyeAvrupa Kültür Forumu, ilk dönem destek vaat etmişti. Ve bir ödül töreninde tanıştığım David Schraven, sürgünde gazeteciliğimi, Correctiv bünyesinde kuracağımız bir medya organıyla sürdürebileceğimi söylemişti.
Almanya, mesleki açıdan en uygun yer görünüyordu. 26 Eylül 2016 Pazartesi sabahı Correctiv’de işbaşı yaptım ve bugün hala sürdürdüğümüz #ÖZGÜRÜZ’ü kurmak için kolları sıvadım. O 10 yılda bir radyo kurduk, binlerce yayın yaptık, dergiler, kitaplar yayınladık, sergiler açtık, belgeseller ürettik. Hem Türkiye’ye hem Almanya’ya ses vermeye çalıştık.
10 yıldır Türkiye’de “ortalık hala yatışmadı”, ancak ben bütün bu saydığım kurumlar sayesinde ülkemde kıskaca alınan mesleğimi sürdürebildim. Başta Correctiv olmak üzere, bana ilk kapıları açan herkese müteşekkirim.
Hepinize iyi haftalar.
Glückwunsch | Kutlarız!

Die laut Prognosen nächste Regierende Bürgermeisterin von Berlin, Elif Eralp: „Wir haben Geschichte geschrieben, Freunde!“ l Geçici sonuçlara göre Berlin’in Yeni Belediye Başkanı Elif Eralp’in ilk sözleri: „Tarih yazdık arkadaşlar!“
Foto: Yalçın Baykal
