Bu yazının Türkçesini bültenin altında bulabilirsiniz

Protest gegen Zensur und für Pressefreiheit – Foto: © Avrupa Demokrat (avrupademokrat9.com)
Liebe Freundinnen und Freunde,
Eigentlich wählt die Türkei am 7. Mai 2028. Doch wie so vieles in diesem Land folgt auch der Wahltermin nicht den üblichen Regeln. Nach der Verfassung darf niemand mehr als zweimal ins höchste Staatsamt gewählt werden. Erdoğan brachte es mit einem juristischen Kunstgriff auf drei Wahlsiege, 2014, 2018 und 2023. Nun bereitet er, dem klaren Wortlaut der Verfassung zum Trotz, seine vierte Kandidatur vor. Wie das? Durch eine Lücke in der Verfassung. Beschließt das Parlament vorgezogene Neuwahlen, darf das amtierende Staatsoberhaupt ein weiteres Mal antreten. Und wie weit vorgezogen? Der Chefberater des Palasts nannte bereits ein Datum, den 16. April 2028. Drei Wochen vor dem regulären Termin also.
Alles scheint vorbereitet. Bis auf eine Kleinigkeit: Erdoğans Partei verliert von Wahl zu Wahl rund sieben Prozentpunkte. 2015 kam sie auf 49 Prozent, 2018 auf 42, 2023 auf 35. In aktuellen Umfragen liegt die AKP unter 30 Prozent. Damit dürfte schon die Dreifünftelmehrheit von 360 Abgeordneten, die das Parlament für vorgezogene Neuwahlen braucht, kaum zu erreichen sein, ganz zu schweigen von einem Wahlsieg. Von den derzeit 592 Abgeordneten gehören 281 der AKP an, ihr Bündnispartner MHP stellt 46. Hinzu kommt ein zweites Problem. Im Präsidialsystem, durch Erdoğan selbst eingeführt, braucht er mehr als die Hälfte der Stimmen, um im Amt zu bleiben. Verfehlt er sie im ersten Wahlgang, entscheidet eine Stichwahl, in der die meisten Stimmen genügen. Schon 2023 blieb Erdoğan unter 50 Prozent, in der Stichwahl lag er weniger als fünf Punkte vor seinem Herausforderer. Seither sind dreieinhalb Jahre vergangen, die Menschen sind ärmer geworden, und Erdoğans Beliebtheit ist geschmolzen. Eine faire Wahl zu gewinnen, ist für ihn unter diesen Umständen nahezu unmöglich.
Wie kommt er aus dieser Lage heraus? Ein paar Auswege gibt es. Der erste: Abgeordnete mit Drohungen und Erpressung abwerben. Das geschieht bereits. Der zweite: die Regel ändern, nach der das Staatsoberhaupt mehr als die Hälfte aller Stimmen braucht. Dafür sprach er sich ohnehin schon aus. Der dritte: sich vom Präsidialsystem verabschieden, die Verfassung ändern und zum parlamentarischen System zurückkehren. Dann bräuchte er nicht mehr die Mehrheit des Volkes, sondern nur noch eine Mehrheit im Parlament.
Und es gibt noch einen Weg, einen beängstigenden. Er lässt seinen aussichtsreichsten Herausforderer einsperren. Rathäuser, die er an der Urne verlor, lässt er von der Justiz übernehmen. Er spaltet die Opposition und holt einen Teil davon ins eigene Lager. Unter dem Anschein, Frieden zu suchen, wirbt er um kurdische Stimmen. Er schließt Fernsehsender, sperrt Journalistinnen und Journalisten ein, bringt die sozialen Medien zum Schweigen und erstickt so jede Kritik. All das praktiziert er seit Jahren. Man kann also sagen: Erdoğan beginnt seinen Wahlkampf. Wird er Erfolg haben? Durchaus möglich. Gewann nicht auch Alijew in Aserbaidschan fünf Wahlen, zuletzt mit 92 Prozent?
NACHRICHTEN VON UNS:
Natürlich sind all diese Szenarien Schreibtischanalysen, die das Volk als bloße Kulisse betrachten. Wenn der Palast Pläne schmiedet, dann besitzen auch das Volk, die Opposition und die Medien die Kraft, sie zu durchkreuzen. Die oppositionelle Neue Partei ist zwar gespalten, kämpft in den Umfragen aber um Platz eins. Vor allem die jüngste Fondskrise lässt selbst in der Anhängerschaft der AKP erhebliche Stimmenverluste erwarten. Und schließlich beginnen sich die Medien zu wehren, die man mit geschlossenen Sendern, inhaftierten Journalistinnen und Journalisten sowie zensierten Nachrichten zum Schweigen bringen will.
Vergangenen Samstag gingen Journalistinnen und Journalisten in zehn Städten auf die Straße und riefen im Chor: „Es reicht!“ Seit Langem sind die Straßen für Demonstrationen gesperrt. Diesmal öffneten sie sich. Den Kolleginnen und Kollegen schlossen sich sowohl die Leserschaft der Inhaftierten als auch das Publikum der Sender an. Der gemeinsame Protest gewann an Kraft. Je stärker der Druck in der kommenden Zeit wird, desto lauter dürfte auch der Widerspruch werden. Die Türkei wird ihre Demokratie, die sie mühsam aufbaute und seither am Leben zu halten versucht, nicht so leicht aufgeben. Und das Volk wird sich die Freiheiten, die man ihm Tag für Tag nimmt, nicht so einfach entreißen lassen.
Ich wünsche Ihnen allen eine gute Woche.
Sevgili dostlar,
Türkiye’nin “normal” seçim tarihi 7 Mayıs 2028… Ancak ülkede birçok şey gibi, seçim tarihi de normal değil. Anayasaya göre, bir kişi ancak iki kez başkan seçilebiliyor. Erdoğan, bir hukuk oyunuyla (2014-2018 ve 2023’te) üç kez seçildi. Şimdi anayasanın açık hükmüne rağmen dördüncü adaylığına hazırlanıyor. Nasıl? Anayasadaki bir açık sayesinde… Meclis erken seçim kararı alırsa, başkan, bir kez daha aday olabiliyor. Ne kadar “erken”? Saray’ın başdanışmanı, 16 Nisan 2028 tarihini verdi. Yani normal tarihinden üç hafta önce… Her şey hazır gibi… Bir detay dışında: Erdoğan’ın partisi, her seçimde yaklaşık yüzde yedi oy kaybediyor (2015’te yüzde 49, 2018’de yüzde 42, 2023’te yüzde 35…) Son anketler bugün AKP oylarını yüzde 30’un altında gösteriyor. Bu durumda bırakın seçim kazanmayı, Meclis’ten erken seçim kararı için gerekli beşte üç çoğunluğu (360 milletvekili) bile çıkarması zor. (Meclis’te halen 592 milletvekili var. Bunlardan 281’i AKP’li… Ortağı MHP’nin ise 46 milletvekili var.) Bir sorun da şu: Erdoğan’ın, kendi getirdiği başkanlık sistemi gereği, koltuğunu koruyabilmek için halktan yüzde 50’den fazla oy alması lazım. İlk turda bunu sağlayamazsa ikinci turda en çok oyu alan aday seçiliyor. 2023’teki son seçimde bile Erdoğan’ın oyu yüzde 50’nin altındaydı. İkinci turda, rakibiyle arasındaki fark, beş puandan azdı. Geçen 3,5 yılda hem halk fakirleşti, hem Erdoğan’ın popülaritesi eridi. Bu şartlarda Erdoğan’ın adil bir seçimi kazanması neredeyse imkânsız…
Bu durumda atabileceği birkaç adım var: Biri, tehditle, şantajla vekil transferi… Bunu yapmaya başladı bile… İkincisi yüzde 50+1 şartını değiştirmesi -ki buna taraftar olduğunu zaten söylemişti. Üçüncüsü, başkanlık sisteminden vazgeçmesi, anayasayı değiştirip yeniden parlamenter sisteme dönmesi… Meclis çoğunluğu, ona halkın vermediği oyu verebilir. Korkutucu bir yöntem daha var: Kendisine en yakın adayı hapsettirmek, kaybettiği belediyelere yargı eliyle el koymak, muhalefeti bölmek, böldüğü muhalefetin bir kısmını kendine bağlamak, barış arıyor görüntüsü altında Kürtlerden oy istemek, televizyonları kapatıp, gazetecileri hapsedip, sosyal medyayı susturarak eleştiriyi yasaklamak… Son sıraladıklarımın hepsini yaptı geçen birkaç yılda… Yani Erdoğan’ın seçim kampanyasını başlattığını söyleyebiliriz. Peki, işe yarar mı? Yarayabilir. Azerbaycan’da Aliyev, (son seçimde yüzde 92 ile) beş kez seçilmedi mi?
BİZDEN HABERLER:
Tabii bütün bu senaryolar, halkı pasif eleman olarak ele alan, masa başı yorumlar… Elbette Saray’ın planları varsa, halkın da, muhalefetin de, medyanın da o planları bozacak gücü var. Bölünmesine rağmen Yeni Parti, kamuoyu yoklamalarında başa güreşiyor. Özellikle son fon krizi, AKP tabanında bile ciddi oy kaybını haber veriyor. Ve nihayet, kapatılan kanallar, hapsedilen gazeteciler, sansürlenen haberlerle susturulmaya çalışılan medya, tepkisini göstermeye başlıyor. Geçen cumartesi 10 kentte yürüyüş yapan gazeteciler, hep bir ağızdan “Yetti artık” diye haykırdı. Üstelik epeydir yürüyüşe kapanan yolların gazetecilere açılması üzerine, hapsedilen gazetecilerin okurları, televizyonların seyircileri de onlara katıldı ve ses, daha gür çıktı. Önümüzdeki dönem, baskının artışına paralel olarak, itirazın da yükselişine tanık olacağız. Türkiye, zar zor inşa edip ayakta tutmaya çalıştığı demokrasisinden, halk, günden güne elinden alınan özgürlüklerinden kolay kolay vazgeçmeyecektir.
Hepinize iyi haftalar.
