İmamoğlus Verteidigung | İmamoğlu’nun Savunması

19.10.2026 | Newsletter

Bu yazının Türkçesini bültenin altında bulabilirsiniz


Istanbuls Oberbürgermeister Ekrem İmamoğlu – Foto: © t24.com.tr

Liebe Freundinnen und Freunde,

Es ist ein seltsames Unterfangen, sich vor dem Gericht eines Landes zu verteidigen, in dem das Recht nicht mehr gilt. Einem ist bewusst, dass der Staatsanwalt seine Linie durchzieht, ohne einen Blick auf die Beweise zu werfen, und dass der Richter sein Urteil längst gefällt hat. Der eigentliche Prozess ist längst geführt, und zwar fernab des Gerichtssaals, in einem Palast. Dem Angeklagten bleiben zwei Wege. Er kann so tun, als stünde er vor einem Rechtsstaat, und jeden Vorwurf einzeln beantworten, um wenigstens einen Eintrag in der Geschichte zu hinterlassen. Oder er lehnt das Gericht gänzlich ab – eine Verteidigung durch Bruch. Der Angeklagte spricht dem Gericht die Legitimität ab. Nicht er steht vor Gericht, er urteilt über das Gericht.

Ekrem İmamoğlu kam in Haft, kaum hatte er seine Präsidentschaftskandidatur gegen Erdoğan bekannt gegeben. Anderthalb Jahre später, in seiner Verteidigungsrede, die vergangene Woche begann, entschied er sich für den zweiten Weg. Die Anklage sieht in ihm den Kopf eines Korruptionsnetzwerks, das ihm die Präsidentschaft sichern sollte. In 17 Verfahren fordert sie bis zu 2350 Jahren Haft. Wie erwartet ließ sich der frühere Istanbuler Oberbürgermeister nicht darauf ein, die Hunderte von Vorwürfen gegen ihn einzeln zu widerlegen. Statt sich persönlich zu verteidigen, ging er politisch zum Angriff über. Seine Botschaft, kurz gefasst: „Ich weiche keinen Schritt zurück. Ihr werdet mich nicht in die Knie zwingen.“

Wer die vier Verhandlungstage verfolgte, erlebte einen Politiker, der am Rednerpult geradezu ein Manifest verlas. İmamoğlu bot der Macht die Stirn und sprach dabei nicht nur zu den Richtern, die über ihn urteilten. Er wandte sich ebenso an die Pressevertreter im Saal, an die Zuschauer, die ihn unterstützten,  und an die Anwaltschaft der Verteidigung. Es war, als würde er auf einem Kundgebungsplatz das Land beschreiben, das ihm vorschwebt. Aus einem Gerichtssaal, in den keine Kamera darf und der allmählich aus dem Blick der Öffentlichkeit gerät, versuchte er, seine Botschaften nach draußen zu tragen und zu beweisen: Er ist nicht gebrochen, er hält Stand.

„Jetzt versteht man besser, warum Erdoğan İmamoğlu so sehr fürchtet“, sagte ein Journalist, der die Verhandlung beobachtete. Ein Jurist formulierte es so: „Als İmamoğlu ins Gefängnis ging, war er für die Regierung ein Monster. Jetzt ist er ein Drache.“ Manche meinten, „Erdoğan schafft mit eigenen Händen einen Mandela“. Andere sehen die künftige Führungsgeneration der Türkei im Kerker heranwachsen. Erdoğan ist 72, İmamoğlu 55 Jahre alt.

Vielleicht sollen die geforderten 2350 Jahre Haft auch ein wenig diesen Abstand ausgleichen.

IN EIGENER SACHE:

Seit einigen Wochen hören wir bei jedem Anruf immer dieselbe Frage: „Was machen wir jetzt?“ Erst traf es T24, eine der ältesten und angesehensten Nachrichtenseiten der Türkei. Vergangene Woche wurde dann auch bei Halk TV, dem meistgesehenen Nachrichtensender des Landes, der Schalter umgelegt. In einer Medienlandschaft, die die Regierung zu fast 90 Prozent kontrolliert, gehörte Halk TV zu den letzten Sendern, die sich ihre Unabhängigkeit bewahrt haben. 

Spätestens jetzt ist klar, was die Regierung vorhat: Eine Wahl Anfang 2028 mit einer Opposition, deren Medien geschlossen, deren Stimmen zum Schweigen gebracht und deren Rathäuser beschlagnahmt sind. Während die Medien im Land vollständig eingekesselt sind, erleben freie Sender im Ausland und YouTube-Kommentatoren einen regelrechten Ansturm. Wir wissen, welche Verantwortung damit auf uns liegt. Wir suchen nach gemeinsamen Räumen, um zu schreiben, was sich nicht schreiben lässt, und zu sagen, was sich nicht sagen lässt. Hoffentlich können wir dem Kampf, diese Belagerung zu durchbrechen, von außen Rückhalt geben.

Ich wünsche Ihnen allen eine gute Woche!

Sevgili dostlar,

Hukukun olmadığı bir ülkenin mahkemesinde savunma yapmak tuhaftır. Bilirsiniz ki savcı, kanıtlara bakmadan bildiğini okumuş, hâkim çoktan kararını vermiştir. Yargılama, duruşma salonundan uzak bir sarayda çoktan yapılmış bitmiştir. Önünüze iki seçenek çıkar: Hukuk devletindeymiş gibi tek tek suçlamalara cevap vererek hiç değilse tarihe bir not düşmek veya mahkemeyi tümden reddetmek… Bu ikinciye “kopuş savunması” deniyor. Sanık, mahkemenin meşruiyetini tanımıyor; yargılanmıyor, yargılıyor.

Erdoğan’a karşı cumhurbaşkanı adaylığını açıklar açıklamaz tutuklanan Ekrem İmamoğlu, 1,5 yıl sonra, geçen hafta başlayan savunmasında ikincisini yaptı. Cumhurbaşkanlığını garantilemek amaçlı bir yolsuzluk şebekesinin lideri olmakla suçlanan İmamoğlu için, 17 ayrı davadan iki bin üç yüz elli yıla kadar hapis cezası isteniyor. İstanbul’un eski belediye başkanı, beklendiği gibi, hakkındaki yüzlerce iddiaya tek tek cevap vermedi. Bireysel bir savunma yerine siyasal bir saldırı yapmayı tercih etti. Özetle, “Bir adım geri adım atmıyorum, beni teslim alamayacaksınız” dedi.

Dört gün süren savunmayı izleyenler, kürsüdeki siyasetçinin adeta bir manifesto okuduğuna tanıklık ettiler. İmamoğlu, iktidara meydan okurken sadece kendisini yargılayan heyete değil, duruşmayı izleyen basına, desteğe gelen izleyicilere, savunmadaki avukatlara da dönerek konuştu. Bir miting meydanında, tasavvurundaki ülkeyi anlatır gibiydi. Kameraların girmesinin yasak olduğu, ilginin yavaş yavaş kaybolduğu mahkeme salonunun dışına mesajlarını ulaştırmaya, yıkılmadığını, ayakta olduğunu kanıtlamaya çalıştı.

Duruşmaları izleyen bir gazeteci, “Erdoğan’ın İmamoğlu’ndan neden bu kadar çekindiği daha iyi anlaşıldı” yorumunu yaptı. Bir hukukçu ise “İmamoğlu hapse girdiğinde iktidar için bir canavardı, şimdi ejderha oldu” dedi. Kimilerine göre, “Erdoğan kendi eliyle bir Mandela yaratıyor”. Kimilerine göre ise Türkiye’nin gelecekteki liderler kuşağı, zindanda yetişiyor. Erdoğan 72, İmamoğlu 55 yaşında… 2350 yıl hapis cezası talebi, belki biraz da bu farkı kapatmak içindir.

BİZDEN HABERLER: 

Son birkaç haftadır her arayan, “Ne yapacağız şimdi” diye soruyor. Türkiye’nin en eski ve itibarlı haber sitelerinden T24’ün kapatılmasının ardından geçen hafta da Türkiye’nin en çok izlenen haber kanalı Halk TV’nin şalteri indirildi. Medyanın neredeyse yüzde 90’ının iktidar kontrolü altında olduğu ortamda, Halk TV, bağımsız kalabilmiş son birkaç mecradan biriydi. Onun da kapatılmasından sonra iktidarın niyeti daha iyi anlaşıldı: Muhtemelen 2028 başındaki seçime, muhalif medya kapatılmış, muhalif sesler susturulmuş, muhalif belediyelere el konmuş halde gidilecek.

Türkiye’de medya tam kuşatma altına alınırken, yurtdışından yayın yapan özgür kanallara ve YouTube yorumcularına ilgide gözle bir patlama oldu. Bu ortamda bize düşen sorumluluğun farkındayız. Yazılamayanı yazmak, söylenemeyeni söylemek için ortak zeminler yaratmanın arayışındayız. Dilerim kuşatmayı yarma mücadelesine dışardan destek verebiliriz.

Hepinize iyi haftalar.