Erdoğan und die verletzte Ehre von Frau Tugay | Erdoğan ve Özgür Tugay’ın çığnenen onuru

12.10.2026 | Newsletter

Bu yazının Türkçesini bültenin altında bulabilirsiniz


Proteste gegen den Bürgermeister Cemil Tugay in İzmir – Foto: © BirGün

Liebe Freundinnen und Freunde,

Der Oberbürgermeister der Stadt İzmir, die in der Türkei als „Hochburg der Opposition“ gilt, war mit 49 Prozent der Stimmen gewählt worden. Vergangene Woche trat er der Regierungspartei AKP bei und setzte sich damit über den Wählerwillen hinweg. Die Beitrittszeremonie fand in der Parteizentrale der AKP statt und das Parteiabzeichen steckte dem Bürgermeister Präsident Erdoğan persönlich an. Als Bürgermeister Cemil Tugay auf die Bühne kam, beugte sich Erdoğan zu ihm und flüsterte ihm etwas ins Ohr. Tugay wandte sich sofort zum Saal, deutete auf eine Person in der Menge und winkte diese zu sich. Kurz darauf kam seine Frau Özgür Tugay auf die Bühne und schüttelte mit einem gequälten Lächeln Erdoğans Hand. Als der Präsident ihrem Mann das Parteiabzeichen angesteckte, hielt sie den Blick gesenkt. Dann nahm Erdoğan Cemil Tugay an die eine, Özgür Tugay an die andere Seite und reckte die Arme in die Höhe. Es war das Bild eines Sieges: Die Stadt, die er bei der Wahl verloren hatte, hatte er nun durch einen Handel gewonnen, von dem noch niemand weiß, was er gekostet hat.

Doch warum bat man Özgür Tugay auf die Bühne? Dahinter steckt eine Geschichte, die mindestens so erbärmlich ist wie dieser Transfer selbst: Als vor gerade einmal neun Monaten Gerüchte aufkamen, er werde zur AKP wechseln, hatte Cemil Tugay gesagt: „Sollte ich zur AKP wechseln, könnte mir mein engstes Umfeld nicht mehr ins Gesicht sehen. Meine Frau hat mich schon gewarnt: ‚Dann lasse ich mich scheiden.'“

Auf der Bühne rief Erdoğan diese Aussage geradezu in Erinnerung. Dem Bürgermeister, den er zu sich geholt hatte, sandte er die Botschaft: „Ich habe dich deine eigenen Worte schlucken lassen. Und auch deine Frau werde ich vor allen Leuten dazu bringen, ihre Worte zu bereuen.“

Doch der Transfer von İzmir zeugt von einem politischen Zusammenbruch, der weit über das Familiendrama der Tugays hinausgeht. Schon bei den Kommunalwahlen 2024 hatte die größte Oppositionspartei, die CHP, ihren Stimmenanteil auf knapp 38 Prozent gesteigert, die AKP hinter sich gelassen und die wichtigsten Großstädte gewonnen. Als Erdoğan klar wurde, dass er keine Wahl mehr gewinnen würde, beschloss er, einen anderen Weg einzuschlagen: Er brachte die ihm ergebene Justiz in Stellung. Zuerst ließ er den Istanbuler Oberbürgermeister Ekrem İmamoğlu verhaften, der seine Kandidatur gegen ihn angekündigt hatte. Er ließ die Bürgermeister von weiteren 13 Kommunen absetzen und durch Verwalter aus seiner Partei ersetzen. 35 Bürgermeister ließ er verhaften, 108 holte er in die AKP. Manche setzte man unter Druck: „Entweder du gehst ins Gefängnis, oder du trittst unserer Partei bei.“ Andere lockte man mit Geld.

Erdoğan führt der Welt vor Augen, wozu ein Ein-Mann-Regime fähig ist, das auch die Justiz unter seine Kontrolle gebracht hat. Wahlen verlieren ihren Sinn. Nicht nur, welche Partei man wählt, sondern selbst, ob man sich scheiden lässt, entscheidet am Ende der Präsident.

IN EIGENER SACHE:

Auf der Frankfurter Buchmesse haben wir unser neues Buch „Warnung an Deutschland“ vorgestellt. Erschienen ist es bei Correctiv, geschrieben habe ich es gemeinsam mit dem erfahrenen Journalisten Marcus Bensmann. Der Untertitel bringt auf den Punkt, worum es geht: „Wir haben erlebt, wie Demokratien sterben“.

Marcus und ich haben vieles gemeinsam: Wir haben beide als Journalisten unter autoritären Regimen gearbeitet, er viele Jahre in Zentralasien, ich lange in der Türkei. Wir gerieten beide ins Visier dieser Regime: Man beschuldigte uns der „Unterstützung des Terrorismus“, griff uns an und zwang uns, diese Länder zu verlassen. Heute versuchen wir beide, aus unserer Erfahrung heraus vor den erstarkenden rechten und autoritären Tendenzen in Europa und Deutschland zu warnen.

Der große Andrang bei unseren beiden Gesprächen in Frankfurt zeigt: Diese Arbeit läuft nicht ins Leere. Wir werden weiter machen.

Ich wünsche Ihnen allen eine gute Woche!

Bild: © Correctiv

Sevgili dostlar,

Türkiye’de „muhalefetin kalesi“ sayılan İzmir’in yüzde 49 oyla seçilen belediye başkanı, kendisini seçenlerin iradesini hiçe sayıp iktidar partisine katıldı geçen hafta… Katılım töreni, AKP’nin Genel Merkezi’nde yapıldı. Belediye Başkanına parti rozetini de bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan taktı. Belediye Başkanı Cemil Tugay, sahneye geldiğinde Erdoğan, kulağına eğilip bir şey söyledi. Tugay hemen salona döndü, birine işaret edip yanına çağırdı. Az sonra eşi Özgür Tugay geldi sahneye, zoraki bir gülümsemeyle Erdoğan’ın elini sıktı. Eşine parti rozeti takılırken gözü yerdeydi. Sonra Erdoğan, bir yanına Cemil Tugay’ı, diğer yanına eşi Özgür Tugay’ı alıp kollarını kaldırdı. Bu, zaferinin görüntüsüydü: Seçimde kaybettiği kenti, henüz ne karşılığı olduğu bilinmeyen bir pazarlıkla kazanmıştı.

Peki, Özgür Tugay neden sahneye çağrılmıştı? Onun arka planında, en az bu transfer kadar zavallı bir öykü var: Cemil Tugay, daha dokuz ay önce AKP’ye geçeceği söylentisi çıktığında şöyle demişti: „AKP’ye geçersem yakın çevremdekiler yüzüme bakmaz. Eşim ‚Seni boşarım‘ dedi“. İşte Erdoğan, sahnede adeta bu demeci hatırlıyor ve transfer ettiği başkana, „Sana lafını yutturdum. Eşini de herkesin önünde o lafına pişman edeceğim“ mesajı veriyordu.

 Ama İzmir transferi, Tugay çiftinin ailevî dramından daha büyük bir siyasal yıkımı haber veriyor: 2024’teki yerel seçimde ana muhalefetteki CHP, oylarını yüzde 38’e yaklaştırmış, AKP’yi geride bırakmış, en önemli büyük şehirleri kazanmıştı. Erdoğan, bir daha seçim kazanamayacağını anlayınca başka bir yol denemeye karar verdi. Emrindeki yargıyı devreye soktu. Önce kendisine karşı adaylığını açıklayan İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu tutuklattı. 13 belediyenin başkanlarını görevden aldırıp yerlerine partili görevliler atadı. 35 belediye başkanını tutuklattı. 108 belediye başkanını partisine transfer etti. Bunların kimi „Ya hapse girersin, ya partimize gelirsin“ diye tehdit edilmiş, kimi parayla transfer edilmişti.

Erdoğan, yargıyı da kontrolüne alan bir tek adam rejiminin neler yapabileceğinin örneklerini sunuyor dünyaya… Seçim anlamsızlaşıyor; sadece parti seçmek değil, eş boşamak bile liderin kararına kalıyor. 

BİZDEN HABERLER: 

Frankfurt Kitap Fuarı’nda, Correctiv Yayınevi’nden çıkan yeni kitabımız „Warnung an Deutschland“ı („Almanya’ya Uyarı“) tanıttık. Usta gazeteci Marcus Benzmann’la birlikte kaleme aldığımız kitabın özeti, altbaşlığında yazılı:  „Wir haben erlebt, wie Demokratien sterben““Demokrasilerin nasıl öldüğüne tanık olduk“).

Marcus’la birçok ortak noktamız var: İkimiz de otoriter rejimlerin hüküm sürdüğü ülkelerde gazetecilik yaptık (O, uzun yıllar Orta Asya’da, ben yıllarca Türkiye’de)… İkimiz de o rejimlerin hedefi olduk, „terör destekçiliği“ ile suçlandık, saldırıya uğradık, o ülkeleri terk etmek zorunda bırakıldık. Ve şimdi ikimiz de deneyimlerimizi paylaşarak Avrupa’da ve Almanya’da yükselen sağcı, otoriter eğilimlere karşı halkı uyarmaya çalışıyoruz.

Frankfurt’taki iki söyleşimize dönük yoğun ilgi, bu çabanın karşılıksız kalmadığına kanıttı. Bu söyleşiler, devam edecek.

Hepinize iyi haftalar.