Bu yazının Türkçesini bültenin altında bulabilirsiniz

Bild einer Protest-Demonstration für Pressefreiheit in Istanbul – Foto: © Bianet/İlke TV
Liebe Freundinnen und Freunde,
Vorletztes Jahr erreichte uns eine Nachricht unseres deutschen Vermieters: Da eSowohl Erdoğans Popularität als auch seine Gesundheit sind geschwächt. Die Wirtschaft ist völlig zusammengebrochen, und die Armut hat nun auch seine eigene Wählerschaft getroffen. In den letzten zehn Jahren verlor er bei jeder der drei Parlamentswahlen, zu denen er antrat, jeweils sieben Prozentpunkte (Der Stimmenanteil sank von 49,5 Prozent im Jahr 2015 auf 42,5 Prozent im Jahr 2018 und auf 35 Prozent im Jahr 2023). Aktuelle Meinungsumfragen zeigen, dass die AKP derzeit bei etwa 30 Prozent liegt. Selbst mit der Unterstützung der Nationalisten kommt sie nicht über 40 Prozent hinaus und erreicht damit nicht die für das Präsidentenamt erforderlichen 50 Prozent. Das bedeutet: Erdoğan kann keine „faire“ Wahl mehr gewinnen.
Deshalb setzt er seit einiger Zeit auf eine neue Strategie: „Wenn du nicht gewinnen kannst, lass auch die anderen nicht gewinnen.“ Da seine eigenen Stimmen nicht ausreichen, um an der Macht zu bleiben, muss er den Sieg der Opposition verhindern. Dafür steht ihm ein sehr wichtiges Instrument zur Verfügung: die Justiz… Im vergangenen Jahr ließ Erdoğan seinen stärksten Rivalen, den Istanbuler Oberbürgermeister Ekrem İmamoğlu, verhaften, kaum hatte dieser angekündigt, gegen ihn zu kandidieren. Anschließend ließ er eine Polizeirazzia gegen die CHP durchführen, die in den Umfragen einen Vorsprung herausgeholt hatte, und erzwang durch ein Gerichtsurteil einen Wechsel in der Parteiführung. Die bei den Kommunalwahlen verlorenen Gemeinden holte er sich zurück, entweder durch Ermittlungen wegen Korruptionsvorwürfen oder indem er Bürgermeister erpresste und zum Parteiwechsel brachte. Damit glaubte er, der Opposition das Genick gebrochen und den Weg zum Wahlsieg geebnet zu haben. Genau in diesem Moment flog der größte Fondsskandal in der Geschichte der Republik auf. Dieser 18-Milliarden-Dollar-Skandal brachte ans Licht, dass Personen aus dem engsten Umfeld des Präsidenten im Palast öffentliche Gelder veruntreut hatten. Diesmal rebellierten sogar seine eigenen Anhänger.
Während die weltweit führenden Finanzzeitungen den Skandal auf ihre Titelseiten brachten, versuchten regierungsnahe Medien in der Türkei, die Korruption zu vertuschen. Doch die sozialen Medien und einige wenige Websites, denen es gelungen ist, unabhängig zu bleiben, berichteten weiterhin über den Skandal. Daraufhin startete die Regierung eine der größten Medienoffensiven der letzten Zeit. Allein im vergangenen Monat wurden 1.270 Accounts gesperrt. Zu den Gesperrten gehörte auch „Engelli Web“, eine Plattform, die dokumentiert, welche Accounts gesperrt werden. Kurz gesagt: Selbst diejenigen, die über die Zensur berichteten, wurden zensiert. Gesperrt wurde auch die Website der Nachrichtenplattform T24, eines der letzten großen unabhängigen Medienunternehmen, das seit 17 Jahren veröffentlicht und sich bis heute behaupten konnte…
Le Monde kommentierte die Sperrung von T24 mit den Worten: „Bei den zunehmend härteren, repressiven und autoritären Maßnahmen der türkischen Regierung ist eine neue Schwelle überschritten worden.“ Ob das Mundtotmachen der letzten unabhängigen Stimmen in den Medien Erdoğan die von ihm erträumte „gehorsame Gesellschaft“ beschert oder vielmehr die Auflage der „Flüsterpresse“ steigert, werden wir bald sehen.
IN EIGENER SACHE:
Ruşen Çakır, Chefredakteur von Medyascope, einer der letzten verbliebenen unabhängigen Medienorganisationen, erinnerte in einem Kommentar letzte Woche daran, dass die meistverkauften Zeitungen und die meistgesehenen Fernsehsender der Türkei völlig an Einfluss verloren hätten, nachdem sie unter die Kontrolle der Regierung geraten waren. Das Vakuum, so Çakır, sei in jüngster Zeit von den unabhängigen Medien gefüllt worden. Internetbasierte Medien hätten einen neuen „Mainstream“-Bereich geschaffen, der weder gekauft noch kontrolliert werden könne. Er betonte, dass sie ihre Stärke, anders als die traditionellen Medien, nicht von der Regierung beziehen, sondern vom Rückhalt der Leserschaft und der Bevölkerung.
Das ist eine sehr wichtige Feststellung, die auch die Gründe für die jüngste Aktion der Regierung gut verdeutlicht. Erdoğan lässt keinen noch so kleinen Spielraum außerhalb seiner Kontrolle zu. Um diese Kontrolle zu gewährleisten, arbeitet er mit globalen Medienriesen wie Elon Musk zusammen. X setzt die Sperrverfügung augenblicklich um, sobald ein gerichtlicher Beschluss aus der Türkei vorliegt.
Die Zerschlagung der letzten Bastionen unabhängiger Medien in der Türkei erhöht die Verantwortung von Journalistinnen und Journalisten wie uns, die aus dem Ausland berichten, noch einmal deutlich. Dass sich die Aufmerksamkeit angesichts der Zensur auf uns richtet, zeigt sich daran, dass die Zuschauerzahlen unserer YouTube-Sendungen im letzten Monat um 200 Prozent gestiegen sind. Die „Exilmedien“ müssen sich dieser Verantwortung bewusst sein und bereit sein, noch mutiger und wirkungsvoller zu berichten.
Ich wünsche Ihnen allen eine gute Woche.
Sevgili dostlar,
Erdoğan’ın hem popülaritesi, hem sağlığı zayıflıyor. Ekonomi tamamen çökmüş durumda; yoksulluk kendi tabanını da vurdu. Son 10 yılda girdiği üç genel seçimin her birinde yüzde 7 oy kaybetti (2015’te yüzde 49,5 olan oyu, 2018’de yüzde 42,5’e, 2023’te yüzde 35’e düştü). Son kamuoyu yoklamaları AKP’nin şu anki oyunu yüzde 30 civarında gösteriyor. Milliyetçilerin desteğiyle bile yüzde 40’ı aşamıyor; başkan olmak için gerekli yüzde 50’ye ulaşamıyor. Bunun anlamı şu: Erdoğan, bir daha “adil” bir seçimi kazanamaz.
Bunun üzerine yeni bir strateji geliştirdi: “Kazanamıyorsan, kazandırma.” Madem kendi oyu iktidar olmaya yetmiyor, o halde muhalefetin kazanmasını engellemesi lazım. Bunun için de elinde çok önemli bir enstrüman var: Yargı… Geçen yıl kendisine karşı aday olacağını açıklar açıklamaz en güçlü rakibi, İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu tutuklattı. Ardından, anketlerde arayı açtığı görünen CHP’ye polis baskını yaptırdı ve yargı kararıyla parti yönetimini değiştirtti. Yerel seçimlerde kaybettiği belediyeleri, ya yolsuzluk iddialarıyla operasyon yaparak veya başkanlarını şantajla transfer ederek geri aldı. Böylece muhalefetin belini kırdığını, seçim kazanma yolunu açtığını düşünüyordu. Tam o anda, cumhuriyet tarihinin en büyük fon yolsuzluğu patladı. 18 milyar dolarlık bu skandalda Saray’da kendisine en yakın isimlerin, halkın parasını sömürdüğü ortaya çıktı. Bu kez kendi yandaşları bile isyan etti.
Dünyanın önde gelen finans gazeteleri skandalı manşete taşırken, Türkiye’de hükümete yakın medya, yolsuzluğu örtbas etmeye çalıştı. Ancak sosyal medya ve hala bağımsız kalmayı başarmış birkaç site, skandalı işlemeye devam etti. Bunun üzerine hükümet, son dönemin en büyük medya operasyonlarından birini başlattı. Sadece geçen ay, 1270 hesap erişime engellendi. Engellenenler arasında, hangi hesapların engellendiğini rapor eden “Engelli Web” de vardı. Yani sansürü haber verenler de sansürlenmiş oldu. Engellenenlerden biri de 17 yıldır yayın yapan ve ayakta kalmayı sürdüren son büyük bağımsız medya kuruluşlarından biri olan haber platformu T24’ün internet sitesi…
Le Monde, T24’ün engellenme kararını, “Türkiye’de iktidarın giderek sertleşen baskıcı ve otoriter uygulamalarında yeni bir eşik aşıldı” diye duyurdu. Medyanın son bağımsız seslerinin de susturulması, Erdoğan’a düşlediği “itaatkâr toplum”u sağlar mı, yoksa “fısıltı gazetesi”nin tirajını mı artırır; yakında göreceğiz.
BİZDEN HABERLER:
Son kalan bağımsız medya kuruluşlarından Medyascope’un yayın yönetmeni Ruşen Çakır, geçen haftaki bir yorumunda, Türkiye’nin en çok satan gazete ve en çok izlenen televizyonlarının iktidar kontrolüne geçtikten sonra tamamen etkisizleştiğini hatırlattı. Doğan boşluğa son dönem, bağımsız medyanın yerleştiğini belirtti. Internet tabanlı mecraların, satın alınamayan, denetlenemeyen yeni “ana akım” (mainstream) alanı oluşturduğunu, geleneksel medyanın aksine gücünü iktidardan değil, okur ve yurttaş desteğinden aldığını vurguladı.
Çok önemli bir tespit bu… İktidarın son operasyonunun nedenini de iyi açıklıyor. Erdoğan, kendisinin kontrolü dışında en ufak bir alan bırakmak istemiyor. Bu denetimi sağlamak için de Elon Musk gibi küresel medya devleriyle ortak çalışıyor. X, Türkiye’den yargı kararı geldiği anda engelleme kararını uygulamaya koyuyor.
Türkiye’de son bağımsız medya kalelerinin de düşürülmesi, bizim gibi yurtdışından yayın yapan gazetecilerin sorumluluğunu bir kat daha artırıyor. Sansürle birlikte gözlerin bize döndüğünü, Youtube yayınlarımızın izlenme oranlarının son bir ayda yüzde 200 oranında artmasından gözlüyoruz. “Sürgün medyası”, bunun sorumluluğuyla çok daha cesur ve etkin bir yayıncılığa hazır olmalıdır.
Hepinize iyi haftalar.
